Categories: Sağlık

İletişim sanal, duygular gerçek! Birilerine hadlerini bildirmek için tetikte bekleyen binlerce insan var!

Pek çok kişi, değerlerini ve bu değerleri ile bağlantılı pozisyonunu koruma içgüdüsüyle hareket ederek, ‘karşı mahalleye’ haddinin bildirilmesi gerektiğine inandığını kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Maalesef birilerine hadlerini bildirmek için tetikte bekleyen binlerce insan var.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, sosyal medyada hiç tanımadığı bir insana, birkaç dakika içerisinde ağır hakaretler ederek, aşağılama ve had bildirme psikolojisine girilmesinin nedenlerini değerlendirdi.

Sanal iletişim sırasında ortaya çıkan duygular da gerçek!

Gerçek ilişkilerin ve duyguların, sadece gerçek insanlarla kurulabileceğine inanıldığını ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Fakat araştırmalar gösteriyor ki sanal iletişim sırasında ortaya çıkan öfke, nefret, imrenme hatta aşk duyguları da son derece gerçek. Gerçek hayatta hiç yan yana gelmemiş olsanız bile sanal ortamda iletişime geçtiğiniz insanları sarf edeceğiniz iki sözle öfkelendirebilir, hatta hiç tanımadığınız bir insan yüzünden hapse bile düşebilirsiniz” dedi.

Dünyanın en öfkeli ikinci ülkesi Türkiye

Toplumda birçok kişinin patlamaya hazır bomba gibi dolaştığına işaret eden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Yakın zamanda yapılmış uluslararası bir araştırmaya göre, dünyanın en öfkeli ikinci ülkesi Türkiye. Bu durumun pek çok toplumsal, kültürel, ekonomik sebepleri var tabii ki. Fakat netice olarak okullarda, marketlerde, mecliste, sokakta herkes birbirlerine had bildirmenin telaşında ve maalesef bu durum sosyal medyaya da yansıyor. Üstelik ses tonu, jest ve mimiklerin eksikliğinden dolayı, sosyal mecrada gerçekleşen iletişimin birkaç mesajlaşmadan sonra karşılıklı aşağılama ve hakaretlere evrilme olasılığı daha yüksek.” diye konuştu.

Pek çok kişi “karşı mahalleye” haddinin bildirilmesi gerektiğine inanıyor

Birkaç dakika içerisinde ağır hakaretler ederek, aşağılama ve had bildirme psikolojisine girilmesinin pek çok sebebi olduğunu kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Pek çok kişi, değerlerini ve bu değerleri ile bağlantılı pozisyonunu koruma içgüdüsüyle hareket ederek, ‘karşı mahalleye’ haddinin bildirilmesi gerektiğine inanıyor. Bu bağlamda, karşı tarafın en küçük bir yanlışı, hatası, dil sürçmesi asla affedilmez, gerekli tepki en kısa sürede ve en yüksek tondan gösterilir. Hatta bazıları için bu bir görevdir, kişi, birilerine haddini bildirdiğinde, kendini görevini yerine getirmiş bir asker gibi hisseder.” şeklinde konuştu.

İnsanlar ve toplumlar, çoğu zaman farklılıkları kabullenmekte zorlanıyor 

Toplum ve bireyin, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan, kendisi gibi giyinmeyen ve yaşamayan kişiyi hemen yargılayarak ve yadırgayarak değersizleştirmeye çalıştığını ve bunu içgüdüsel olarak yaptığını da anlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, şöyle devam etti:

“Bu sayede kendisini daha değerli hisseder, böylece kendi fikirleri ve yaşantısı daha anlamlı olmaya başlar. Yani kendini yükseltebilmek için, ‘öteki’ni aşağıya çekmeye çalışır. İnsanlar ve toplumlar, çoğu zaman farklılıkları kabullenmekte zorlanır. Bu nedenle farklı kesimleri kendi değerine, kendi ideolojisine, kendi yaşantısına benzetmek için çabalar, bu çaba karşı mahalleye hemen hemen her zaman baskı aracı olarak yansır. Had bildirme, çoğu zaman bu altyapıyla gerçekleştirilir. Maalesef birilerine hadlerini bildirmek için tetikte bekleyen binlerce insan var.”

Sürekli etrafındaki insanlara ve dünyaya kafa tutarak ‘katarsis’ yaşıyor gibiler

Dr. Mert Sinan Bingöl, kendi zihninin derinliklerinde var olan savaşı (iyiler-kötüler, haklılar-haksızlar gibi), farkında olmayarak sosyal medya platformlarına taşıyan pek çok kişinin var olduğunu da anlayarak, “Bu savaş psikolojisi özellikle X platformunda belirgin. Bu kişiler, sanki sürekli savaş meydanında gibiler, sanki tüm dünya onlara savaş açmış! Sürekli etrafındaki insanların kusurlu yanlarını veya eksiklerini dile getirerek, birilerini eleştirerek, paylaştıkları özlü sözler ile insanlığa çürümüşlüğe dair mesajlar vererek, bir anlamda dünyaya kafa tutarak bir çeşit ruhsal boşalım (katarsis) yaşıyor gibiler ve belki de bu sayede kendi karanlık veya eksik yanlarını gündemlerinden uzak tutmuş oluyorlar.” dedi.

Duygusal zekanın kendi duygularını tanımlayabilme, başka insanların duygularını fark edebilme, duygusal süreçleri yönetebilme ve empati kurabilmeyle ilişkili olan ve son yıllarda önemi artan bir kavram olduğunu da vurgulayan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Had bildirme potansiyeli yüksek olan kişilerin, duygusal zekanın alt başlıklarından olan başkalarının duygularını anlayabilme ve empati kurabilme becerilerinin zayıf olduğu düşünülüyor.” dedi.

“Birbirimize olan saygıyı, anlayışı, hoşgörüyü gerçek hayatta da sanal ortamda da yitirmemeliyiz”

Sanal dünyanın, aslında gerçek manada ‘en sosyal mekan’ olduğunu, çünkü toplumsal ve kamusal anlamda farklı statüde bulunan pek çok insanı bir araya getirdiğini kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Sosyal mecralar; patronla işçinin, zenginle fakirin, öğretmenle öğrencinin, doktorla hastanın, siyasetçiyle halkın bir araya gelerek kendisini ifade edebileceği ortak bir platform sağlıyor. Tüm bu farklı toplumsal statüdeki insanlar, sosyal mecralarda aynı paylaşımın altında benzer duygularla yorumlar yapabiliyor, birbirlerine kızabiliyor veya gülebiliyor. Karşıt fikirler ve statüler, günlük hayatta olamayacak kadar birbirlerine yakınlaşmış oluyor. Gerçek hayatta konuşan genellikle patron, sanatçı, siyasetçi, öğretmen, doktor veya baskın ideoloji olurken, sosyal medya ise ast-üst ilişkisi olmadan, azınlıklarda dahil, herkesin fikrini, değerlerini ve yaşantısını yansıtabildiği ortak bir zemin hazırlıyor. Belki de bu nedenle günlük hayatta daha seviyeli, anlayışlı ve barışçıl görünen birçok kişi, karakterlerinin baskıladıkları yanlarını sanal ortamda sergilemekten hiç kaçınmıyor.” diye konuştu. 

Had bildirme psikolojisinden kurtulmak için önerilerde de bulunan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Öncelikle kendi kutsallarımızı ve değerlerimizi savunma hakkımız olduğu gibi, başkalarının da kendi kutsalları ve değerleri olduğunu unutmamamız gerekir. Birbirimize olan saygıyı, anlayışı, hoşgörüyü gerçek hayatta da sanal ortamda da yitirmemeliyiz. Herkes öncelikle kendisini daha iyi tanımayı ve öteki bireyleri daha iyi anlamayı hedeflemelidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Recent Posts

Lokasyon Tv’nin Birinci Bölümüne Medyafors Yönetim Kurulu Başkanı Özhan Erem Konuk Oldu!

İş dünyasının yeni nesil entelektüel rotası ve dijital ekosistemin ortak koordinatı olarak konumlanan Lokasyon Tv’nin…

4 saat ago

Yağ Yakımı Antrenmandan Sonra mı Başlar? Vücudumuz Enerjiyi Gerçekte Nereden Kullanıyor?

“Antrenmanın ilk 20 dakikasında yağ yakılmaz.” “Yağ yakımı için mutlaka aç karnına spor yapmak gerekir.”…

1 gün ago

Yemeğin Kendisi mi Önemli, Yoksa Yemeğin Yapısı mı?

Bir elma düşünün. Kabuğuyla birlikte ısırarak yiyorsunuz. Bir başka gün aynı elmayı blenderdan geçirip püre…

7 gün ago

Yapay Zeka ve 5G Çağında Kişisel Verilerin Korunması Zirvesi İçin Geri Sayım

Yapay zekâ, 5G, dijital kimlikler ve akıllı teknolojilerin hızla yaygınlaştığı dijital dönüşüm çağında kişisel verilerin…

1 hafta ago

Aynı Yemeği Yiyoruz, Kan Şekerimiz Neden Aynı Yükselmiyor?

Bir düşünün: İki kişi aynı masada oturuyor. Aynı ekmekten yiyor, aynı miktarda pilav tüketiyor, aynı…

2 hafta ago

Ankara Ortopedi ve Travmatoloji Tedavisi Almadan Önce Bilmeniz Gereken Detaylar

Ankara Ortopedi ve Travmatoloji alanında doktor veya tedavi araştırması yapıyorsanız, yalnızca yaşadığınız şikâyete odaklanmak yeterli…

2 hafta ago