Çocuklarda Kontrolcü Ebeveynlik ve Yeme Direnci
Sevgili okurlar,
Birçok ebeveynin ortak cümlesini klinikte sık duyuyorum:
“Hiçbir şey yemiyor.”
“Sebzeye dokunmuyor.”
“Tabağını bitirmeden masadan kalkamaz.”
“Yemezse zayıf kalır diye korkuyorum.”
Bu cümlelerin arkasında genellikle iyi niyet, kaygı ve koruma içgüdüsü vardır. Ancak bazen fark etmeden yeme davranışı bir beslenme meselesi olmaktan çıkar, bir güç mücadelesine dönüşür.
Bugün sizinle konuşmak istediğim konu şu:
Kontrolcü ebeveyn tutumu çocukta yeme direncini nasıl artırır?
Ve daha önemlisi, bu döngü nasıl kırılır?
Kontrolcü ebeveynlik; çocuğun neyi, ne kadar ve nasıl yiyeceğini yoğun biçimde denetleme eğilimidir. Bu tutum genellikle şu davranışlarla kendini gösterir:
Burada amaç çocuğu sağlıklı beslemek olsa da yöntem çoğu zaman ters etki yaratır.
Çünkü beslenme yalnızca fizyolojik bir süreç değildir. Aynı zamanda özerklikle, beden algısıyla ve duygu düzenleme ile ilişkilidir.
Çocuklar gelişimsel olarak belirli dönemlerde kontrol alanlarını genişletmek isterler. Yeme davranışı bu alanlardan biridir.
2–6 yaş arası dönem özellikle “özerklik” dönemidir. Çocuk şunu deneyimler:
“Ben de karar verebilirim.”
Eğer bu süreçte ebeveyn yoğun kontrol uygularsa, çocuk doğal olarak karşı koyar. Çünkü mesele artık sebze değil, kontrol alanıdır.
Yeme direnci çoğu zaman şu mesajı taşır:
“Bedenim benim.”
Açlık ve Tokluk Sinyallerine Müdahale
Çocuklar doğuştan içsel açlık ve tokluk sinyallerini tanıyabilme kapasitesine sahiptir. Bu biyolojik sistem iştah düzenleyici hormonlarla (örneğin ghrelin ve leptin) çalışır.
Ancak sık zorlanma ve baskı olduğunda çocuk şu öğrenmeyi yapabilir:
Bu durum uzun vadede içsel düzenleme mekanizmasını zayıflatabilir.
Araştırmalar, ebeveyn baskısının çocuklarda düşük sebze tüketimi ve artmış seçici yeme ile ilişkili olduğunu göstermektedir.
Yasaklama ve Aşırı İlgi Paradoksu
Kontrolcü tutum yalnızca zorlamak şeklinde olmaz. Bazen yasaklamak da kontrolün bir biçimidir.
“Bu asla yenmez.”
“Bu evde o yok.”
Katı yasaklar, çocuğun o besine olan merakını artırabilir. Yasaklanan besin zihinde değer kazanır.
Bu durum özellikle şekerli ve işlenmiş ürünlerde sık görülür. Çocuk fırsat bulduğunda aşırı tüketim gösterebilir.
Yani baskı ve yasak çoğu zaman davranışı ortadan kaldırmaz, gizler.
Yemek masası bazı evlerde bir savaş alanına dönüşebilir.
Ebeveyn kaygılıdır.
Çocuk direnir.
Sesler yükselir.
Yemek süresi uzar.
Bu ortamda besin artık besin olmaktan çıkar. Stres uyaranına dönüşür.
Stres hormonları (özellikle kortizol) arttığında iştah regülasyonu değişebilir. Yeme deneyimi olumsuz kodlanabilir.
Uzun vadede çocuk:
Ebeveynler çoğu zaman “Çocuğum çok seçici” der.
Ancak her seçici yeme davranışı gelişimsel değildir. Bazıları çevresel tutumla pekişir.
Örneğin:
Bu davranışlar direnci güçlendirebilir.
Çocuk bazen açlıktan değil, ilişki dinamiğinden dolayı yemeyebilir.
Burada anahtar kavram: yapılandırılmış esneklik.
Ebeveynin görevi:
Çocuğun görevi:
Bu yaklaşım, bilimsel literatürde “sorumluluk paylaşımı” modeli olarak tanımlanır.
Yani:
Zorlamak yok.
Pazarlık yok.
Şantaj yok.
Tutarlılık var.
Çocuklar söyleneni değil, görüleni öğrenir.
Sebze yemeyen bir ebeveynin çocuğundan sebze yemesini beklemesi gerçekçi değildir.
Aile sofrası burada kritik rol oynar. Birlikte yemek, aynı besini tüketmek ve bunu nötr bir ortamda yapmak; davranış değişiminde en güçlü araçtır.
Bazı ebeveynler için çocuğun yememesi kişisel bir başarısızlık gibi hissedilir.
“İyi anne olamıyorum.”
“Yetersizim.”
Bu kaygı arttıkça kontrol artar. Kontrol arttıkça direnç artar.
Bu döngüyü fark etmek çok kıymetlidir.
Çocuğun yeme davranışı, ebeveynin değerinin göstergesi değildir.
Aşırı kontrolün uzun vadeli sonuçları arasında:
sayılabilir.
Beslenme eğitimi korku ve baskıyla değil; güven ve modellemeyle ilerler.
Bazı durumlarda ebeveyn-çocuk arasındaki yeme çatışması tek başına çözülemeyebilir.
Burada profesyonel destek süreci kolaylaştırır.
Bir diyetisyen:
Bazen ebeveynin duyduğu tek cümle rahatlatıcı olur:
“Çocuğunuz gelişimsel olarak normal.”
Bu güven duygusu kontrol ihtiyacını azaltır.
Yeme davranışı bir itaat meselesi değildir.
Bir gelişim sürecidir.
Çocukların bedenleri üzerinde söz sahibi olmalarına izin vermek, onları sağlıksız beslenmeye teşvik etmek değildir. Aksine, uzun vadede daha sağlıklı bir ilişki kurmalarını sağlar.
Yemek masasında kazanılması gereken bir savaş yoktur.
Kazandırılması gereken bir güven vardır.
Unutmayalım:
Kontrol kısa vadede sonuç verir gibi görünür.
Güven ise uzun vadede kalıcıdır.
Ve sağlıklı beslenme, güvenli bir ilişkiden doğar.
Dyt. Melina Ezgi Tosun
Kaynakça
Kaynak: Bihaber.TR köşe yazarı Melina Ezgi Tosun
Bağımsız, yeni nesil, tarafsız haber ve haberciliğin en üst noktasında yer alan habergezgini.com ile Türkiye’nin ve dünyanın gündemini takip edebilirsiniz.
Sevgili okurlar, Çocukluk dönemi, yalnızca büyümenin değil; alışkanlıkların, tat tercihlerinin ve beslenme davranışının temellerinin…
Oyunun kuralları yeniden yazılıyor ve bu dönüşümün kalbi 24 Şubat’ta İstanbul Üniversitesi Cemil Bilsel Konferans…
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Kulübü organizasyonuyla hazırlanan ve Branding Türkiye Kurucusu Mürsel Ferhat…
Türkiye’nin en etkili teknoloji zirvelerinden biri olan IT Forum CxO, 8. yılında kapılarını açmaya hazırlanıyor!…
Tatil planı yaparken kalabalıktan uzak, doğayla iç içe ve sakin bir ortam arayanlar için Muğla…
Perplexity, aynı soruyu Claude, GPT-5.2 ve Gemini'ye eş zamanlı sorarak birleşik yanıt üreten Model Council'ı…